
Kolaycılıktan başka bir şey değil bu. Eski acıların yamacığına tutunmak, içli şarkılarda mendil buğulamak, ardı arkası görünmeyen camlara karanlık isimler karalamak. Ve kaçmak. Kurtulmaya çalışmaktan kaçmak.
Yırtıp atamamak üstündeki kupürlü perdeleri. Yeninin gizeminden, yanlış anlaşılmaktan ölesiye korkmak.
Ve yine, seni en yanlış anlayanın koynunda yalnızlığa alışmak.
Kolaycılıktan öte. Ama bu kadar kuralsız, böyle onursuz, böylesi dünü unutmaya razı olmamalı yürek.
Çalı çırpı anılarla besleyip büyütmemeli.
Biraz kin tutmayı, biraz adam olmayı öğrenmeli.
Tabii bir de silip atmayı, unutmayı.
Çünkü bazen, çıkış yolu olmadığında, ters yola saptığında, bir anlığına gözlerini kırparken yaşama dönülmez tabelasını ıskaladığında, geçmişten birşeylerin eksildiğini farkedemez olduğunda, yeni anıların, eskilerin üstüne kaydedildiği düğmeye bastığında ve unuttuğunda, geçmişten bir halkayı, bir anı, bir kareyi, elindeki zincirin neden tamamlanamadığını anlamadığında, gözlerini sımsıkı kapatıp yalnızca o anı, yaşadığın, soluk aldığın o kısacık anı düşünmediğinde, dünün pişmanlıkları ve yarına ait aptalca umutlarla merdivenleri tırmanmaya çalışırken adımlarının neden geri gittiğine bir anlam veremediğinde, silkinemediğinde gereksiz kaygılardan ve bunalıp sıkıldığında bugünden, çarpıp kapıyı gitme vakti gelmiştir artık. Ve hala gidemiyorsan, yazık.
İşte bu yüzden bitmeli artık.
Yazık olmasın diye sana, yarınlarına.
Bitmeli evet.
Geç bile kalındı ucu yanmış mektuplar yollamaya. " Artık yeter" demeye çok geç kalındı. İstemiyorsan çık, yiğitler gibi söyle. "İstemiyorum" diye."Yeter artık"la başla, gerisi gelir kolayca.
İşte bir iki satır, ipucuna ihtiyacın varsa;
"Yaşamımın hiçbir karesinde tek yüz, tek soluk istemiyorum. Yalnızken daha mutluydu ellerim, ayaklarım, soluğum, bedenim. Yalnızlıktı derdim. "Ah ulan ahhh yalnızlık" derdim. Şimdi ne olur git ve yalnız kal biraz. Git de yalnız kalayım azıcık. Belki de benim hoyratça kullanan seni . "Benimsin" diye kolayına hırpalayan.
Git de yalnız kalayım. Göreyim tuzun yokuşunu, ak ile karayı, gece ile gündüzü. Git de biraz başımı, kendimi dinleyeyim. Bakalım sen olmadan gerçekten ölecek miyim?
23 AĞUSTOS PERŞEMBE 2007