
Kapı kapı dolaştım yine. Elimde yüreğimle.
Bir hastaneden öbürüne koştum gecenin bir vaktinde.
Cam bir kavanozun içinde çırpınıp duruyordu garibim.
Bakakaldı da gözümün içine, bakamadım yüzüne.
Tıp çaresizmiş, öyle dedi doktorlar.
Kalp masajına bile gerek duymadılar.
Yalandan bir yara bandı yapıştırıp üzerine, yolladılar eve.
Hıçkıra hıçkıra ağlayalım diye.
Yolda tek söz edemedim yaralı yüreğime.
Ne diyecektim hem?
Nasıl savunacaktım kendimi?
Bana inanmaktan başka bir suçu yoktu ki. Nasıl avutacak, nasıl yeniden sevebilmesi için yüreklendirecektim kendisini?
Sakınan göze de yüreğe de hep çöp mü batardı?
Cesaret miydi yaptıklarım, gözü karalık mı?
Kader böyleymiş desem inanacak mıydı?
Kader miydi sahi, yoksa büsbütün aptallık mı?
Başım önde yürüdüm öylece.
Saatlerce, sessizce.
Aklımda binbir bilmece, sandım ki bulurum yanıtları köşeyi dönünce.
En sonunda toplayıp sesimi, nefesimi; "Hiçbir şeyi değiştiremem belki ama intikamını alabilirim" dedim.
„ Koşa koşa gider kapısına Allah ne verdiyse sayar dökerim dilimin döndüğünce. Sar yaramı derim. Arabasının farlarını kırar, evinin camlarını aşağı indiririm. Adam tutar dövdürürüm veyahut. Olmadı ben döverim.
Kapıyı açar açmaz bir tuğla indiririm kafasına. Kendi kanında boğulmasını beklerim.
Demez olaydım. Dilim kopaydı da söylemeyeydim. Böyle zamanlarda susmayı öğreneydim.
"Daha fazla yaralanıp, daha çabuk ölmemi istiyorsan, durma, koş " dedi acı bir tebessümle.
"Aman kalmasın yerde kanım. Sen anlat, o anlasın da, hemen iyileşsin kolum kanadım."
Kaç saat, kaç çırpınış, kaç damla yaş etti sayamadım ama salya sümük böğürdüm geceden sabaha.
Düşündüm de, bu tablonun eli kanlı ressamı bendim aslında.
Yıllardır pamuklara sarıp herkesten, her sözden koruyup kolladığım yüreğimi ben sana emanet ettim.
Her darbede tekrar tekrar yarasını beresini temizledim.
„herşey çok güzel olacak, bekle ver gör” dedim yıllarca sabretmeyi denedim.
Birgün düzelirdi herşey. Aşk çaba isterdi hem. Gözyaşı dökmeden mutluluk olmazdı.
Büyük aşkların senaryosu böyle sandım. Biterse şimdi, biz de kalmayız sandım.
Daha çekilecek çilem varmış hesaba katmadığım.
Nasıl bir körlüğe bulanmıştım?
Nasıl inandım ben sana?
Neyime güvendim de hayatımı koydum altın bir tepsinin ortasına , sundum avuçlarına?
En büyük düşmanım olabileceğini nasıl düşünmedim hiç? Yüreğimi kapı eşiğinde bekletip, tavan arasına göndereceğin niye gelmedi aklıma? Korunmasız- savunmasız kalbim de ben de nasıl göremedik akıbetimizi?
Soruların hiçbiri cevap bulmayacak.
Bu sorular benimle yaşlanacak.
Bildiğim, emanetimi geri aldım bu gece. Ve çağın son salağı ilan edildim bu koca kente.
Sayende.
8 ARALIK CUMARTESİ 2007