
Dilini bilmediğim topraklardan yeni döndüm ben.
Herkes bilir dedikleri İngilizce'nin 'i'sini bilmeyen bir dolu insana çarptı yüzüm-elim-kolum-ayağım.
Ama sıkı dur, hepsiyle de aynı vatanın evladıymışım gibi anlaştım.
Karnımı doyurdum, sigaramı aldım, alışveriş yaptım, otelimi buldum.
Ben, anlatmadan çok şey anladılar, onlar susarken ben okudum tarihlerini.
Yüzleri, elleri, kolları, gözleri anlattı ne demek istediklerini. Çözünce formülü, espiri bile yaptık, katıla katıla güldük hatta.
Sonra anavatanımdan kilometrelerce uzakta sen düştün aklıma.
Ben seni niye hiç anlamadım?
Niye sen beni anlamak için hiç çırpınmadın?
Niye her şeyi anlatır diye güvendiğimiz gözlerimiz değemedi nicedir birbirine? Niye hep yanlış anlamak için fırsat kolladık birbirimizi? Aynı dilin aynı kelimeleri, niye aynı anda çıkmadı ağzımızdan? Çok şey mi bekledik hayattan?
Keşke kumandadaki dil seçeneği benim yaşamımda da olsaydı diyorum son zamanlarda. Basıp tuşa, ne dedik-neden dedik anlayabilseydik birbirimizi.
Çünkü insan karşısındaki anlamayınca, ne kadar söylese o kadar susuyor aslında. Havada uçuşuyor harfler. Adresine ulaşmıyor söylenenler. Anlattıkça bitmiyor, tam tersine birikiyor söylenmemişlerim.
Kurulmamış cümlelerim kendini ikiye-üçe katlıyor.
Bir yerde inceden inceye kanamaya devam ediyor fırsatını bulup dillendiremediklerim. Sustuklarım, gemici düğümü misali oturuyor gırtlağıma. Çöz çözebilirsen şimdi.
Yut yut açılmıyor, köprü trafiğini kıskandırıyor boğazım. Karabasanlar, uyanınca da tünüyor böğrüme. Bağırdım sanıp, ölümüne susuyorum.
Bir fırsat bekliyorum hayattan. Sadece bir kez dayanıp kapına ne gelirse ağzıma sayıp dökmek için. Sövmek için gelmişine geçmişine.
Belki de seviyorum hâlâ demek istiyorum. Bilmiyorum.
Sadece çok biriktirdim sığdıramıyorum çekmecelere, raflara, yüreğimin kuytularına. Kusmazsam patlayacağım. Onu da bilmiyorum. Kusarsam rahatlayacak mıyım? Ya devirip gözlerini, ucuz bir gülüş yerleştirirsen dudağının yamacına? Ya özür dilerim, anlamıyorum senin uzun ve devrik cümlelerini dersen? Ya duvara çarpıp geri dönmezse söylediklerim? Ya kapıyı kafanı sallaya sallaya usulca yüzüme örtersen? Ve dediklerim, diyeceklerim yetmezse derdimi anlatmaya?
Kavga etmeyi bilmeyenlerin kaderidir benimki. En güzel sözlerim, en ala küfürlerim dönüş yolunda gelir aklıma.
Bir kez daha kızarım o vakitler kendime. Ta baştan, en baştan yine birikmeye başlar cümlelerim. Ve bilemem artık doğrusu hangisi. İçindekileri eksiksiz kusmak mı ? Yoksa sadece susmak mı?
Gerçekten atalarımız haklı mı? Söz gümüş de sükut altın mı? Basmıyor kafam şu aralar. Bildiğim tek gerçek bizim yaşamımızda o dil seçenekli kumanda hiç mi hiç işe yaramadı. Ve ben senin yanında başka topraklardakinden daha yabancı hissettim kendimi. Belki de anlaşamayınca, zorlamayıp susmak en iyisi.