
Niye her eşyanın, alet-edavatın kullanma kılavuzu var da, seni talimatsız bıraktılar kapıma?
Niye bol açıklamalı, şöyle oku oku bitmez türden bir 'yapılacaklar, yapılmayacaklar listesi' koymadılar avucuma?
Hem niye sen hiç renk vermedin, ufacık bir iz göstermedin, açmadın yolumu?
Yazık değil mi şu öksüz garibana?
Söylesene, ben kaçımdaydım sen dikildiğinde karşıma? Kaç kez bakıma gittin, kaç kez söküp taktılar seni, kaç kez kimlerin elinden geçtin ben nereden bileyim?
Kaç kere talimata aykırı kullanıldın da, şaştı devir daimin?
Kaç derecede donar, ne zaman yanarsın, nerden öğreneyim? Oda sıcaklığında mı muhafaza etmem gerekli, bilemedim.
Kedi-köpek aldığın petshopta bile demezler mi adama, 'Bu hayvancık şunları yer, şu kadar su içer, şu kadar gezmek ister'? Annen niye çalıp da kapımı 'Al kızım bak, işini kolaylaştıracak bir çizelge' demedi bana? Ya da sadece sen, niye anlatmadın ben not tutarken karşına oturtup da sabahtan akşama?
Kolay mıydı hiç tanımadğın birini evine, yüreğine, geleceğine almaya çalışmak? Ve onu orada tutmayı başarmak? Çocuk oyuncağı mıydı sence?
Öyleyse, niye haddi hesabı olmadı içini acıtanların sayısı sence?
Bana mı yetti delikanlılığın şimdi? Beni mi kestirdin gözüne?
Bana mı bu suskunluk naraları? Ne bu sessizlik, söylesene.
Konserve kutularının, meyve sularının bile tepesinde yazmaz mı son kullanma tarihleri? Bilseydim ona göre tüketirdim seni. Sen tüketmeden beni, bırakmadan ellerimi.
Korkutmadan, sıkıp bunaltmadan sevmek gerekti ama ne mümkün, bilemedim.
Konu sevda olunca durur muydu yürek? Durmadı elbet.
Kendi kendine kurup bozmaya, sevinip üzülmeye dünden razıydı. Öyle de yaptı, bitmedi hiç, ne gaflet ne delalet.
Kıskançlık ve ağlama krizleriyle harmanladı günleri geceleri.
Eşeledi, kazıdı, ditti, ayıkladı.
Ne yaptıysa kendine yaptı. Zor zanaattı anlayacağın hayatı. Kolayına kaçtı, ezbere bildiğini yeniden yaşadı.
Yalnız kalmaktan korkmadı hiçbir zaman çünkü. Hep kaybetmekti korkusu.
Vedalardan, gitmelerden, yaşanmışa sırt dönülmesinden ve kandırılmaktan korktu.
Bildiğim o kullanma klavuzunda ilk sırada 'Yalan söyleme ve delice sev' yazılı.
Seni kandırmadım ve kendimden çok sevdim, ama olmadı.
Sana sokulurken hep iki kez düşündüm ben. 'Acaba ne der?' korkusu yedi bitirdi içimi.
Belki sıkılıp bunalacaktın. Belki daha erken kaçacaktın.
Hesaplayamadım. Senin kitabını okumadan filmine gittim. Iyi halt ettim.
Ucuz yaşamak istemedim hiçbirşeyi, bu kadar pahalı olabileceğini de kestiremedim.
Sandım ki; yanında mutluyum. Sen gidince dolmadı ev.
Onlarca göz çıkıp gitti odalardan, onlarca yüz, yüzlerce gülüş.
Sen yine de, ara sıra gel olur mu? Kullanma kılavuzunu da koy kolunun altına.
Biliyorum senin bir hayatın var ama. Sen yine de gel.
Hayat burada duruyor değil ya...
20 EKİM 2007 CUMARTESİ
13 EKİM CUMARTESİ 2007