HARFLER VE CUMA
İlkokulda güzel yazı dersleri vardı. Kareli defterlere yazardık öğretmenin söylediklerini.
Bir kutunun içini dolduracak büyüklükte olmalıydı harfler.
Ne kaybolacaktı, ne de çerçeveden taşacaktı.
Çünkü o defterde sınır ihlali yasaktı.
Ama ne kadar uğraşsak da, kaçaklar olurdu işte..
Ya "a" isyankardı o zaman ya da "y"..
Harflerin dünyasına, onların özgür ve coşkulu taşkınlıklarına, başıboş yolculuklarına engel olmayı o dönemlerden "öğrenemedik"..
Bu bir başlangıçtı oysa...
Fark edemedik.
Çünkü yalnızca karenin alt-üst-sağ-sol çizgisini geçmekle yetinmeyecekti harfler. Çoğalıp kelime, çoğalıp cümle olacaktı.
Ve hep kareden taşacak, duvarları yıkmaya çalışacaktı.
Gün gelecek, dişlerimizi ne kadar sıksak da, koşar adım atlayıp dudaklarımızdan "Seviyorum" diye haykıracaktı içlerinden birkaçı.
Kalemi bizden önce kapıp, onun ismini buldukları her köşeye yazacaktı. Her deftere, her kağıda...
Yetmezse yüreğimizin odacıklarına, hücrelerimizin en ücra yamaçlarına kazıyacaktı yarin ismini.
Sahibi bizken sözünü esirgemeyecek, sevgilinin ağzından çıkmamak için deli gibi diretecekti her biri.
Bir, ikisi acıyacaktı halimize belki.
"Ama" olup kaçacaklardı suskun sevgilinin ses tellerinden. Ya da altısı yan yana gelip "Bir gün" diyecekti sırf biz öldürmeyelim diye, umut denilen yaşam hevesini.
Boşlukları doldurmaksa hep bize düşecekti.
Gözyaşımıza meze olacaktı yan yana dizilip söyledikleri şiirler.
Tarifini öğrenmeden "yalnızlığı" yaşayacaktık hep beraber.
Harflerin öğrettiği en boğucu, içinden çıkılmaz his yalnızlık olacaktı.
Yaşamın en önemli iki anında tek başınayken oysa.
Teker kelimelik iki dolu anlamla karşımıza çıkacaktı bizimkiler.
Doğum ve ölüm.
Peki ya arada geçen binlerce gün?
İşte o zamanı da sürekli bizden ayrı bir beden ve apayrı bir yürekle anlamlandırmaya çalışacaktık.
Kendi anlamımızı çözemediğimizden belki de, tek başınalığın tarifini de yanlış bir masalla yapacaktık.
Adalar hayal edecektik kaçıp saklanmak için. Yalnız kalınacak küçücük adalar.
Robinson Crusoe olmayı isteyecektik. Bu kandırmacada tek suçlu da harflerin büyük abisi cümleler olacaktı. Onun da abisi satırlar. En büyük abi koca kitaplar.
Bize unutturulan, o masalın kahramanı Robinson'un bile aslında yalnız olmadığıydı.
Onun bile bir Cuma'sı vardı.
19 AĞUSTOS PAZAR 2007
Diğer Makaleler...
- TANRIM BANA HOLLYWOOD AŞKI VER
- ÖZGÜRÜM, EN AZ SENİN KADAR
- ADINI İSTANBUL KOYDUM ONA DEĞİL SANA AŞIK OLDUM.
- HAFIZAM NİYE SENDEN YANA ?
- HANGİNİZ KURTSUNUZ ACABA?
- ANNEM, MUTFAK CAMINA ÇIKSANA !
- 70'E BAĞLAYALIM OLMAZ MI?
- BAKALIM ÖLECEK MİYİM?
- KART KALIYOR HIYARLAR, YA DA ERİYİP GİDİYOR ACURLAR
- BUNUN İÇİN ADAMI HAPSE ATMIYORLAR
