
Soru açık ve net. Cevap; flu.
Sonuç; bitemeyen hikayeler, son sayılar ömürler, dibe doğru keskin sortiler.
Niye "Evet" ya da "Hayır" kadar cesur değil dudağından dökülenler, gözlerinde gizlenenler?
"Belki, bakarız, hallederiz". Bunlar, duruşuna-bakışına-çapkın gülüşüne yüklediğim kelimeler.
Ama doyurmuyor beni, uyutmuyor, sakinleştirmiyor, "Haydi kalk kızım hazırlıklara başla" diye kışkırtmıyor. Tam tersi elim-kolum bağlanıyor. Duruyorum sadece. Bazen uzağında, bazen bir karış yakınında duruyorum öylece. Ne sana yaklaşıyorum, ne kopabiliyorum bağladığın iplerden. Oyalıyorsun, işin kötüsü oyalanıyorsun.
Her şey ertelemede. Hayat ileri tarihleri beklemede.
Oysa bir cevaba bakıyor yaşamımın akıbeti. "Tamam" desen, sımsıkı sarılıp hiç bırakmayacağım seni. "Olmaz" desen yeni bir yürek arayacağım kendime.
Kalırsam ne olacak? Gidersem ne yaparsın? Bunları bilmediğin için susmaktasın.
İşte bu yüzden, ne fırtına öncesi sessizlikte kulağım, ne de tufan sonrası enkaz kaldırma çabasındayım. Mevsim sonbahar, ben bahçedeki yapraklar gibi oradan oraya savrulmaktayım.
Hiçlik ise bu durağın adı; ben nicedir bu adreste dolanmaktayım.
Tam karar veriyorum, "Yok kızım, gelmez beklediğin tabana kuvvet" diyorum, çıkmaz bir sokakta beliriyor gölgen. "Haydi düş peşine, tamamdır" diye hevesleniyorum; kayboluyorsun bir sokak lambasının aydınlığında.
Ben yine zifir karanlıkta bir başıma.
Niye adım atmaya korkuyorsun? Neden, "Şunu şöyle yaptı, çünkü" demekten yorulmuşken ben, dikilip karşıma "Şunu şöyle yaptım, çünkü" diyemiyorsun?
Bu kadar zor mu yüreğini açmak Allah aşkına?
Gizlediğin devlet sırrı mı?
Ne yaptın, denizlere mi attın asma kilitlerin anahtarlarını?
Çalsa kapım sen gelsen şu an. Tüm yalanlardan, ayıplardan, yasaklardan, kim ne der korkularından, kendinden sıyrılmış olarak hem de. Tüm çıplaklığınla, en saf halinle.
Desen ki;
"Geldim sevgili. Gökkuşağı uçurtmaların kanatlarından söktüm aşkımı. Tuzak gözlerin oyunlarında yorulmuşluğumu, yavan sevdaları katık yapıp avunmuşluğumu, buzdağı bedenlerde üşümüşlüğümü yükleyip sırtıma, ruhumun yetim kalan diğer yarısına, sana geldim sevgili".
Hele bir desen. Bu cümlelerle olmasa da, geldiğini söylesen. Yeniden başlar milat. Keşke hatırlasan adresimi, kurtarsan çıkmazdan kendini de beni de.
Say ki, akşam sefasıyım ama güneşe aşık. Ya da bir pervane ispirto lambası çevresinde turlayıp da atlayan ölüme.
Belki de ölmek istiyorum seninle sadece.
Bende yanıtlar net. Kağıtlar açık seçik ortada. Yok oyundümen. Kimseyi kandırmadım hayatımda ben. Buradayım işte, seni en seven halimle. İçinde kimi arıyorsan, umarım bulursun tez vakitte. Benden önce varırsan menzile, sakın söyleme. Ben gelene kadar sus.
Bakalım aynı yer mi vardığımız, aynı mı aradıklarımız?
10 KASIM CUMARTESİ 2007